EVRİM DENEN ŞEYDE NE ? (EVRİM SADECE CANLILARDAMI OLUR, CANSIZ VARLIKLARDA EVRİM GECİRİR Mİ ?)

0
328

EVRİM DENEN ŞEYDE NE ? (EVRİM SADECE CANLILARDAMI OLUR, CANSIZ VARLIKLARDA EVRİM GECİRİR Mİ ?)

Evrimin en çok sorulan sorularından biridir bu. Cansız varlıklarda evrim olurmu sorusu. Detaylara geçmeden önce bu soruya teknik olarak hayır cevabı vermek mümkündür. Ancak işin mikro boyutuna inince ilginç bir hal almaya başlar. Aslında mesele canlı ile cansız arasındaki farka gizlidir. Biz neye canlı neye cansız diyoruz. Önce buna bakmamız lazım.

Özleri itibariyle canlılık ile cansızlık arasında kimyasal açıdan bakıldığında hiçbir fark yoktur. İki grupta da bazı kimyasal tepkimeler gerçekleşir; ancak bir grupta, geçirilen 4 milyar yıllık süreçte düzensizliğe (entropi artışına) aktif olarak ve enerji harcayarak karşı koyabilme özelliği gelişmişken, diğer grupta bu gelişmemiştir. Bu karşı koyabilme de, bünyede barındırılan kimyasal bileşenlerin etkisi sonucunda olmaktadır. İşte etrafımızdaki varlıklara bakıp, bu “iş yapabilme ve bunun sonucunda entropi artışına geçici de olsa karşı koyabilme” yeteneğine sahip olduğunu gördüklerimize “canlı”, diğerlerine ise “cansız” deriz. Bu ayrım, iletişimde kolaylık ve kategorizasyon imkanı sağlasa da, doğada bu tür bir ayrım olduğu anlamına gelmemektedir. Bu isimler, tamamen insanlar tarafından yapılan kategorilerin sonuçlarıdır ve evrensel bir anlam taşımamaktadır.

Örneğin, canlılığın yapıtaşlarından ve olmazsa olmazlarından birisi genetik materyaldir. Genetik materyal, özünde cansız olan bir yapıdır. Ancak diğer unsurlarla birlikte (aktivite ve organizasyon gibi), canlılığın var olabilmesini ve sürdürülebilir olabilmesini sağlar. Yani canlıları cansızlardan ayırt edebilmemizin yollarından birisi, canlıların bünyelerindeki genetik materyali gelecek nesillere aktarabiliyor olmasıdır. İşte bu genetik materyalin varlığı ve kimyasalların kusursuz yapıda olmaması, öncelikle çeşitliliği (varyasyonları), sonrasında ise çevrenin etkilerinden ötürü seçilim mekanizmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu durumda evrim, canlılar üzerinde pek tabii işleyebilir. Ancak cansızlar üzerinde seçilim nasıl gerçekleşebilir? Seçilimin olmadığı bir koşulda, evrim nasıl mümkün olabilir? İşte sorunun önünü tıkayanlar, başlıca bu problemlerdir.

Kaya Örneği:
“Cansız” olarak adlandırdığımız ve değişime aktif olarak karşı koyamayan varlıkların dünyasında bu tip bir seçilim mekanizması görmekteyiz. Bir kayayı ele alalım. Kaya, üzerine etkiyen kuvvetlere aktif olarak karşı koyamaz. Rüzgar, dalga, tozlar, canlıların etkileri ve daha nice kuvvet, her an bir kaya üzerine etkiyebilir, ondan parçalar koparabilir ya da daha sıkı, daha güçlü bir hale gelmesine sebep olabilir. Eğer bu kayanın birkaç gün içerisindeki değişimi gözlenirse, neredeyse hiçbir farkı olmadığı görülecektir. Ancak aynı kayanın bin, on bin, yüz bin, bir milyon yıl içerisindeki değişimi gözlenirse, kayanın tanınmayacak bir hal aldığı görülecektir. Peki bu, gerçekten bir evrim midir? Çünkü her değişimin evrim olmadığını biliyoruz. Örneğin ömrümüz içerisinde geçirdiğimiz hiçbir değişim (büyüme, gelişme, uzama, vb.) evrim değildir. Dolayısıyla bu kayanın geçirdiği değişim, evrim midir, gelişim mi? Yoksa hiçbiri mi, sadece, yalın bir “değişim” mi?

Elbette ki canlıların evrimi ile cansızlarınkini kıyaslamak zordur. Çünkü düzensizlik artışına aktif olarak karşı koyabilen varlıkların evrimi sadece karşı koyma aşamasında kalmamış, karşı koyabilmeyi en iyi bir şekilde başarabilenin kendisindeki bu güce sebep olan bilgileri gelecekteki diğer benzerlerine aktarabilme özelliği evrimleşmiştir (genetik materyal). Cansızlarda ise evrim, canlılardakinin aksine sadece “birey” içerisinde işlemektedir. Bir kayanın, kendisinden sonraki nesillerden bahsetmemiz mümkün değildir. Güçlü bir kaya, kendisini güçlü kılan yapıyı gelecek nesillere aktaramaz. Tüm bunlar, cansızların evrimsel değerlendirmesini güçleştirmekte ve tanımlarda köklü değişimlere gidilmesine sebep olmaktadır.

Cansızlar Nasıl Evrim Geçirir?
Eğer ki “canlı” kelimesini “değişime ve düzensizliğe aktif olarak karşı koyabilen, cansızların içerisinde bulunan özel bir varlık türü” olarak tanımlayacaksak, cansızlığı “bunu da kapsayan; ama geriye kalan her şey” olarak tanımlamamız mantıklıdır. Yani bir atoma “cansız” diyorken, bir insana “canlı” diyorsak ve insanın sadece atomlardan oluştuğunu anlıyorsak, o zaman canlı ile cansız arasında bir fark olmadığını anlamışız demektir.

Bunu şöyle izah edelim: artık canlıların evrimleştiği, aklı başında olan herkes tarafından bilinen, kabul edilen ve takdir edilen bir gerçektir. Ancak canlıların biyolojik evrimine sebep olan temel unsur, DNA molekülleridir. Ancak bu moleküller, bir kayadan daha “canlı” değildirler. Tanım gereği DNA’lar, tıpkı bir kaya gibi cansızdırlar; ancak içlerinde bulundukları organizmaların evrimine neden olurlar. Çünkü evrim, DNA’daki değişimler değil, bir popülasyon içerisindeki tüm DNA’lardaki değişimlerin nesiller içerisindeki birikimidir. Bu açıdan bakıldığında evrim, tekil bir değişim değil, kolektif (bütüncül) bir değişimdir. Ancak canlılıktaki bu değişim, cansızlıktaki değişimin bir ürünüdür. DNA değişmezse, evrim de gerçekleşemez. Cansızlık evrimleşmezse, canlılık da evrimleşemez.

Bilindiği gibi, atomlar “cansız” varlıklardır. Atomların birleşiminden oluşan moleküller de “cansız” olmaktadır. Moleküllerin bileşiminden oluşan organeller de “cansız” olmaktadır. Organellerin bileşiminden oluşan hücreler de “cansız” olmaktadır. Hücrelerden oluşan varlıklar da “cansız” olmaktadır. Çünkü bu basamakların hiçbirinde, fiziksel yapıtaşlarından başka bir unsur işin içine dahil olmamaktadır. Yani canlılık, cansızlığın bir noktadan sonra eriştiği bir niteliktir. Aktivite ve organizasyonu sağlayabilecek moleküllerin bir arada bulunması, canlılığı yaratmaktadır. Canlılık ve cansızlık, hiyerarşik bir yapıdadır. Bunu anlamak, her şeyin temelinde yatmaktadır. Eğer ki canlılığın bir “özel” yapısı varsa, bu da 4.5 milyar yıldır geçirilen kimyasal evrimin ilerlediği yönden ibarettir, başka bir şey değil.

Moleküllerden hücrelere… Cansızlıktan canlılığa…
Şimdi, “cansız” tanımı net olarak kafamızda oluştuktan sonra, moleküllerin evrimini inceleyerek cansızlığın evrimi irdelenebilir. Çünkü biz işlevsel olması adına “canlı” dediğimiz kavramı organizmalar olarak görmekteyiz ve “hücre ile daha yukarısı” olarak tanımlamaktayız. Fakat bu çizgiyi çektiğimiz nokta (hücreler), tamamiyle bizim tanımımızdan ötürü belirlenmektedir. Normalde insanlara göre, kimyasal olan bir glikoz molekülü “cansız” iken, bu molekülü sadece başka kimyasallarla tüketen hücre “canlı”dır. Bunun tek nedeni, bizlerin canlılık tanımını aktivite ve organizasyonun bir arada bulunmasına göre tanımlıyor oluşumuzdur. Hücrelerden oluşan ve esasında kimyasallar yığını olan bir hayvan da “canlı”dır. Halbuki hücreyi meydana getiren her şey, aynı tanıma göre “cansız”dır.

Evrimleşen Cansızlara Bir Örnek: Prionlar:
Prionlar, 1982 yılında Stanley B. Prusiner tarafından tanımlanmış protein molekülleridir. Teknik olarak, yediğiniz etten aldığınız proteinlerden farksızdırlar. Onları özel kılan tek şey, kimyasal yapıları ve şekilleridir. Prionlar, yanlış katlanmış proteinlerdir. Normalde her proteinin, DNA tarafından belirlenen bir birincil, ikincil ve üçüncül şekli bulunmaktadır. Bu şekiller, temel olarak proteinin farklı yönlere, farklı şekiller ve noktalardan katlanması ile oluşmaktadır. Eğer bu katlanmada, sıradan kimyasal moleküller oldukları için, hatalar meydana gelirse, oluşan bu bozuk yapı “prion” dediğimiz hastalıklı bir yapı olabilmektedir.

Prionları hastalıklı yapan nokta, girdikleri hücrelerdeki son derece normal ve düzgün katlanmış proteinleri de kendileri gibi yanlış katlanmaya “teşvik etmeleri”dir. Bunu, özel katlanma yapıları sayesinde gerçekleştirmektedirler. Elbette isteyerek ya da düşünerek bunu yapmazlar, kimyasal şekillerinden ötürü, kendi yapılarına benzeyen proteinler ile bağ kurarlar (fizik ve kimya yasaları bağ kurmalarını dikte eder) ve diğer proteinlerin de kendileri gibi bükülmelerine ve yanlış katlanmalarına sebep olurlar. Bu yeni bozulmuş proteinler de diğer proteinleri bozabilirler. Böylece zincirleme bir şekilde bir yapıdaki tüm proteinlerin şekli ve özellikleri bozulmaya başlar. Bu da enzimatik faaliyetlerin durması, hücrenin ölmesi demektir.

Prionlarda çoğalma modelleri
Prionlar, insanların “cansız” olarak tanımlayacakları, bir şeker ya da yağ molekülünden farksız bir proten molekülüdür. Ancak bu cansız yapı, değişime aktif olarak karşı koyabilmenin ilk adımlarını atmakta ve kendisini değişime, yok olmaya karşı korumaktadır. Bunu, sayısını hızla arttırarak yapar. Bu süreç sırasında, bozuk proteinde meydana gelen fazladan hatalar, yeni oluşacak prionların yapısının bozulmasına sebep olabilir. İşte bu evrimdir. Yeni prionlar, gittikçe atalarından farklı olabilecekler ve belki daha farklı, atalarının tepkimeye giremeyecekleri kimyasallarla tepkimeye girebileceklerdir.

Prionların en meşhur oldukları konu deli dana hastalığı olarak adlandırılan, bilimsel adı Büyükbaş Süngerimsi Beyin Anomalisi (Bovine Spongiform Encephalopathy) hastalığıdır. Bu hastalık, prionlardan kaynaklanmaktadır ve beyindeki hücrelerin kademe kademe ölmesine sebep olmaktadır. Üstelik bu ölüm, prionlardan, yani hatalı proteinlerin diğer proteinlerin işlevlerini bozmasından kaynaklandığı için, hücreler doğrudan ölmemekte, ölene kadar işlevlerini yitirip farklılaştırarak kötüleşmektedirler. Bu yüzden delidana hastalığına yakalanmış büyükbaş hayvanların davranışlarında anormallikler görülmektedir (hastalığın popüler adı buradan gelmektedir).

Bu yanlış katlanmış proteinleri alan insanların (ya da diğer hayvanların) proteinleri de, bu yabancı ve hastalık yapıcı proteinler tarafından değiştirilmeye başlar. Evrim, burada devreye girer. Bu bozulma sırasında kimi çeşitteki yeni prion hücre tarafından yok edilebilirken, kimi yok edilemez ve başka proteinleri bozmaya devam eder. İşte bu, hızla daha saldırgan ve dayanıklı proteinlerin hayatta kalmasına sebep olur. Zaman geçtikçe hep daha saldırgan ve dayanıklı prionlar popülasyon içerisinde yayılırlar ve daha fazla hastalık yaymaya (diğer proteinleri bozmaya) başlarlar. İşte prionların zaman içerisinde daha dayanıklı ve saldırgan hale gelmelerinin tanımı tek kelimeyle evrimdir.

Sonuç olarak prionlara baktığımızda, hiçbir genetik materyalleri bulunmamasına rağmen, tamamen rastlantısallıklar ve ortam şartları etkisi altında farklı çeşitlere dönüşebilmektedirler ve bu şekillerden başarılı olanlar varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler. Bu başarılıların zaman geçtikçe artmaları ve popülasyonun en adapte olanlara doğru değişimi evrimin ta kendisidir.

Prionlardan bir adım öteye gittiğimizde, yine cansız olan ancak bariz bir biçimde evrimleşebilen virüsleri görürüz.

Cansızlığın Evriminin “Soyut” Boyutu
Tabii ki, bu noktada bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir diğer unsur ise, “cansız” olarak niteleyebileceğimiz ancak soyut olan kavramların evrimidir. Örneğin kültürün, sanatın, müziğin, dinin, estetiğin, ahlakın vb. unsurların evrimi, cansız evrimi olarak nitelendirilebilir. Ancak bizler, bunları canlılığın birer ürünü olarak aldığımız için, illa “cansız” olarak nitelendirmemiz gerekmediğini ve biyolojik evrimin birer yan ürünü olarak görmeyi doğru buluyorum. Bu sebeple burada detaylarına girmeyeceğim.

Sonuç
Bu konudan çıkarmamız gereken en önemli 2 ders şöyledir:

1) Canlılar, en nihayetinde cansızlar yığınıdır. Dolayısıyla cansızlığın nerede bitip, canlılığın nerede başladığı net bir şekilde tespit edilemez. Sadece bazı önkabuller yapmamız gerekir.

2) Cansızlar moleküler düzeyde evrimleşebilirler. Bu evrim, canlıların evrimine doğrudan etki edebileceği gibi, 4 milyar yıl kadar önce, canlılığın başlangıcında, doğrudan canlılığın evriminin sebebi/kaynağı da olmuş olabilirler.

Makro düzeyde bazı başka cansız evrimi hipotezleri de bulunmaktadır. Örneğin tarafsız olarak bakıldığında Dünya, bulunduğu konum sebebiyle üzerinde canlılığı ve en nihayetinde zeki varlıkları evrimleştirebilmiş bir gezegendir. Bunu isteyerek yapmamıştır; ancak evrim de zaten isteyerek olan bir süreç değildir. Bu gezegendeki bu yaşam formları, Dünya’nın diğer gezegenlere kıyasla yok olma ihtimalini teknik olarak azaltma başarısına sahiptirler (gelen göktaşlarını yok etmek gibi). Bu da, bu gezegenlerin diğerlerine göre bir “üstünlük” sağlamasına sebep olabilmektedir.

Güneş Sistemi içerisindeki gezegenlerden Dünya, üzerinde canlılığı barındırmasından ötürü diğerlerine karşı avantajlı mıdır? Yoksa devasa bir gaz kütlesi olan Jüpiter, kütlesi dolayısıyla daha mı avantajlıdır? Mezo ve makro boyutta cansızlığın evrimini tanımlamak çok güçtür.
Ne var ki bu hipotezler, oldukça farazi oldukları ve bilimsel açıdan işe yaramaz görüldükleri için tutulmamaktadırlar ve pek fazla bilim insanı bu konular üzerinde durmamaktadır. Çünkü Dünya’nın, üzerindeki varlıklardan ötürü kendisini koruyabilmesi, evrimsel nasıl bir etki yaratabilir, bu tam olarak açıklanamamaktadır. Evet, Dünya üzerindeki yaşamı mümkün kılarak, kendi varlığını sürdürmektedir; ancak bunun Dünya’nın “hayatta kalması” üzerinde bir etkisi olsa da, “üremesi ve gelecek nesilleri, yeni gezegenleri yaratması” üzerinde bir etkisi yoktur. Yazı boyunca da izah ettiğimiz gibi, cansızlığın üreyemiyor ve sürekliliğini sağlayamıyor oluşu, biyolojik evrim ile değerlendirilmelerini güçleştirmektedir. Ancak moleküler düzeye indiğimizde devreye giren fizik ve kimya yasaları, bu sürerliği dolaylı bir yoldan sağlayarak, yeni bir evrim tanımını, kimyasal (moleküler) evrim tanımını yapabilmemizi sağlamaktadır. Çünkü bu boyutta, prionlarda olduğu gibi, üreme olmasa da nesiller boyu değişim yaratabilme ve kendine benzer yapılar üretebilme şansı bulunmaktadır. Mezoboyutta bu her zaman mümkün olmaz.

Zaten Evren’de sürekli bir değişim olduğu net bir şekilde bilinmektedir. Hiçbir şey aynı kalmaz, her şey değişir; buna canlılar da dahil, cansızlar da… Ancak canlılar için özel olarak tanımlanan doğa yasaları olan Evrim Mekanizmaları’nın cansızlar üzerinde de, mikro boyutta da olsa, büyük oranda benzer şekilde etki ettiğini görmek, insanı ürperten ve cansızlık ile canlılık arasında hiçbir fark olmadığını hatırlatan güzel bir örnektir. Kısaca, cansızlığın da evrim geçirdiğini bilmek ve bu evrimin canlılığın başlangıcında rol oynamış olduğunu düşünmek gerekmektedir.

FB IMG 1619720612730

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here