EVRENİN SENFONİSİ-SİCİM TEORİSİ

0
77

EVRENİN SENFONİSİ-SİCİM TEORİSİ

Halk arasında bilinen “ermek” her şeyi terk etmektir. İslam ariflerine göre her boyut kapısını geçmek bir terk ediştir. Bu terk edişler aslında maddeden bağımsız, bilincin boyutlar arası yolculuğudur. Çünkü madde üçüncü boyuttan sonra işlevini kaybeder. Bilinç(ruh) ise boyutlar arası yolculuğuna devam ederek bütün boyutları görüp, izleyen hâle bürünür. Bütün kapıları geçen, hiçliğe varır. Mir’acını* tamamlar. İşte en ilahi nokta da burasıdır. Bu durum Hakk’a varmak, yaratan ile bütünleşmektir.Arifler insana bütün âlemlerin hakikatini varlığında toplayan, bütünleştiren ve uzlaştıran anlamına gelen “kevn-i câmi” derler. Mikro-kozmos olan insan, makro-kozmos evrenin bir yansımasıdır. Evren büyük âlem, insan ise bunun yansıması olan küçük âlemdir. Bu yüzden insan dışarıda olanı içinde, kendi varlığında fark edip, miracını(boyutsal yolculuğunu) yapmadan Allah’ı da, evrenin sırlarını da gereği gibi tanıyıp, bilemez. Miracı yapıp, evrensel sırlara ulaşmak için, bireysel benliğin sembolik ifadesi olan cüz-i aklın yani zekânın ötesine geçip, onu aşmak sureti ile külli akla ulaşmak ve onu anlamak gerekir. İnsan ancak o zaman evrenselliği ve kendini idrak eder. Bu da insanın fiziki olarak olduğu kadar metafizik olarak da kendi yapısını ve evrenin çalışma sistemini bilip, buranın değerleri üzerinden kendini okuması ile mümkündür.“İnsana sığabilene âlem, âleme sığamayana da insan denir” (Muhammed İkbal) Evrende var olan her şey hologram yapı(bütünün, zerrede kodlu oluşu) gereği insanda mevcuttur. İnsanın beyninde şifrelenmiş olan ilahi gerçekler insanın boyutsal yolculuğunu yani miracını yaparken evreni kendisinde bularak okuması/tanıması ile bilinebilir. Evreni kendinde bularak okuyabilen o ana kaynaktan, bilinçsel tekâmülü ve ilmi oranında “Ümmül(ana) kitabı” okumuş olur. Kendi bireysel benliğinin üstüne çıkarak miracını tamamlar ve evrenle bütünleşir. Evrenle bütünleşmek yaratıcı olan Allah’a ulaşmak, kapasitesinin el verdiği oranda onu tanımak demektir.“Biz dış dünyadaki ve kendi içlerindeki işaretleri onlara göstereceğiz” (Fussilet suresi/53) Bugün bilim, Allah’ın evreni nasıl yarattığını anlama çabasını sürdürmektedir. Einstein: “Tanrının evreni nasıl yarattığını anlamak istiyorum” demiştir. Çünkü evren insan için hakikati saklayan bir perdedir. İnsan evrenin boyutlarına bilinçsel yolculuğunu sürdürüp kendini orada bulabildiği oranda miracını gerçekleştirir ve perdenin arkasındaki ilahi hakikatleri fark eder. Bu suretle de kendini, evrenini ve Allah’ı tanıyarak tekâmülünü gerçekleştirir.Geçmişte bilim yeterli olmadığı için iman yolu ile kabullenilen hakikatler, günümüzde bilimin tespitleri ile insanı kalben olduğu kadar zihnen de tatmin ederek, onu görerek, bilerek, yakin, emin olmuş insan konumuna getirmiştir. Bunun en önemli aşamalarından biri atom altı fiziğin “süper sicim teorisi” ve “her şeyin teorisi” olarak isimlendirdiği çalışmalardır.Sicim teorisi, tüm evrenin titreşimsel frekanslarla atom altı boyutta belirlendiğini öne sürer. Teoriye göre her şey birdir ve her şey bir tür müziktir. Bu İslam metafizikçileri tarafından da yüzyıllardır anlaşılmış ve mecazlarla ifade edilmeye çalışılmış bir kavramdır.Süper sicim teorisine göre maddeyi oluşturan temel parçacıklar on boyutlu uzayda kendi üzerine kıvrılarak titreşen tek boyutlu enerji iplicikleridir. Bu çok küçük sicim(iplikçik)ler gerekli enerji sağlandığında evren kadar uzayabilirler. N.Tesla’nın eter(esir madde) diye tabir ettiği on birinci boyut olarak kabul edilen “M” zar yapı içerisinde ahenk ile titreşen(büzülüp, dalgalanan) bu mikro sicimler, farklı rezonanslarda dalga boyları ile evrendeki senfoniyi oluşturan melodilerin notalarını(canlı, cansız birbirinden farklı tüm varlıkları) üretirler. Bu notaların oluşturduğu melodilere “madde” bu melodilerin yarattığı senfoniye de “evren” denilir.Kısaca süper sicim teorisine göre evrendeki her şey birbirleri ile bağlantılı fakat farklı titreşerek, değişik frekanstaki dalga boyları ile notalar(madde varlıklar) üreterek, bütünde senfoniyi(evreni) oluşturan tek bir yapının farklı boyutsal tezahürleridir. “O her an yeni bir bir şe’n(ayrı bir tecelli, yeni bir oluş) üzerindedir.”(Rahman suresi/29)Buradaki durum sanki görünmeyen bir takım sicim(ip)lerle evrendeki her şeyin birbirine içten içe bağlı olma hali ile bütünde tek bir müzik eserini ahenkle oluşturup, çalıyor olmalarıdır. Bu yüzden gündelik bilinç hallerinde algıladığımız fizik âlemde gözümüze dağınık ve parçalanmış olarak yansıyan nesneler, arka planlarında(özlerinde) mükemmel bir biçimde uyum, uzlaşı ve ahenk sergilerler.Yani basit bir mantıkla, evrendeki her şey aynı enstrümanın tellerinden çıkan farklı notalar gibidir. Farklı frekanslarda titreşen evrenin notaları(sicimler) madde varlıkları oluşturarak sonuçta evrenin müziğini/senfonisini oluşturur. Bu notalar, her an birbirleri ile iletişim ve bütünle etkileşim halindedirler. Bütün ile kesintisiz bağlantıyı ve koordineyi sağlayan ortak hafızaya sahiptirler. Bu yüzden biz farkında olmak istemesek de bizim farklı olarak algıladığımız her şey bütünde muazzam bir uyum içerisindedir.“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O’nu tesbih eder(varlıklarını oluşturan esmalarını açığa çıkartıp, bilinir olmak için her an hâlden hâle dönüp dururlar). O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.”(İsrâ Sûresi/44)Evrendeki her şey ve her türlü hareket, sicimlerin birbirleri bağlantılı olması nedeni ile sistemin bütünü tarafından algılanır, hissedilir ve ona bir cevap verilir. Bütünü etkilemeden bir taneciği yerinden çekip almak, ona müdahalede bulunmak imkânsızdır. Bu yüzden evrendeki her şey birbiri ile ilişkili, koordineli ve uyumlu olmak zorundadır. Birinin yaptığı tüm eseri etkilemektedir. Bu durum bir kelebeğin kanadını çırpmasından, bütün kainatın haberdar olması gibidir. Arifler metafizik olarak bu durumu “Bir zerre dahi yerinden oynasa, bütün alem yok olur” şeklinde açıklamışken, bugün bilim bu durumu varlıklar boyutu açısından “kelebek etkisi” gerçeği ile ortaya koymuştur. “Bir sineğin kanadını oynatması, Arş-ı Rahman’ı titretir” (Hz. Mevlana)Aslında tüm madde ve mana boyutları, bütünü(sayısız boyutları) içinde barındıran holografik düzenlenmiş “bilinçli tek bir yapıdır.” Fakat frekans farklılığı “boyut” dediğimiz bu algılama katmanlarını ve buradaki alternatif sonuçların yazılımı olan parelel evrenleri oluşturur. Evreni oluşturan bu senfonide de insan beyni, ancak algılama kapasitesi oranındaki(dört bin ila yedi bin arasındaki) frekans dalgalarını tanımlayarak, bunların oluşturduğu notaları(varlıkları) madde olarak algılar. Diğerlerini ise algılayamadığı için yok (gayb) olarak kabullenir.Aslında tüm notalar, aynı anda-aynı yerdedir. Ancak insan beş duyusu ile 4 boyutu madde dünya olarak algıladığı, algı kapasitesinin üzerindekileri yani diğer 6 boyutu algılayamadığı için buradaki oluşumları ve parelel evrenleri(alternatif yazılımları) fark edemez. Algılayamadıklarını “gayb âlemi, manevi ahiret alemi” olarak tanımlar.Bundan dolayı insan, biyolojik bedeni ile oluşturduğu dünya(sın)da madde âlemde yaşarken, beyninin tanımlayamadığı dalgalar, itibari ile farkında olmasa da her an manevi boyutta/ahirette de bulunmaktadır.Yani algılanan maddesel boyut kavramı algılayanın algılama kapasitesi ile ilgili “görsel-izafi” bir şeydir. İnsan algılayamadığı boyutları ancak gündelik sıradan bilinç hallerinden zihnini kurtarıp, yüksek frekanslı bilinç hallerine yükseldiğinde kapasitesi oranında fark edebilir. Atom altı kuantum biliminin, İslam metafiziği olan tasavvuf ile birleştiği noktadaki bu bilgiler, samimiyetle hakikati arayan, düşünen insanın, evrensel sistemin çalışma mekanizmasını anlama ve hayrına kullanabilmesinde önemli öğretilerdir. Dini metinlerde dinin derinlikli anlamlarının, batini boyutlarına ait bu tarz bilgiler içinde bulunulan zamanın şartları algılamaya müsait olmadığı için sembol ve mecazlar ile ifade edilmiştir.Bu şekilde ifade edilmek zorunda kalınan hakikatler, atom altı bilimin tespitleri ile deşifre olup, algılanır hale gelmesi, bilinen birçok şeyi değiştirmiş, bilim dünyası ve vizyonu geniş entelektüel kesim bu tespitleri dikkatle inceleyip, yeni bakış açısıyla sorgulayarak, değerlendirmeye başladıktan sonra bilim ile derin din(islam metafiziği, tasavvuf) aynı şeyleri konuşur hale gelmiştir. Bu durum da hakikati arayan bilinçli, aydın insanı kalben ‘iman’ eden kul olmaktan, aklen mutmain(görerek, bilerek, yakinen emin) olmuş ‘ikan’ eden kul boyutuna yükseltmiştir.Çünkü din Allah sistemini(sünnetullahı) anlatmaktadır. Bilim ise bu sistemin(sünetullahın) zaman içerisinde tespitidir. Fizikte rölativitenin ve kuantum mekaniğinin ortaya çıkmasıyla ulaşılan bilgiler, manevi söylemlerle ifade edilen evrenin çalışma tekniği, yaratışın sırları ve buradaki metafiziğin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.“Bugün kuantum fizikçi bilim adamları, “sicim teorisini” Mevlana’nın Mesnevi’sindeki “Evrende her nesne bir, birine görünmez bir sicimle bağlıdır” beyitini okuyarak, oradan aldıkları ilhamla çözdüklerini söylemektedirler.Atom altı sicim teorisi günümüz modern fizikçiler tarafından ‘Her Şeyin Teorisi’ (atom altı parçacıklardan, kuantlara, kara deliklerden, büyük patlamaya kadar her şeyi matematiksel olarak izah edebilen bir teori) olarak da isimlendirilir. “Hey Şeyin Teorisi” olarak adlandırılan “Süper Sicim Teorisi”, mikro kozmosdan, makro kozmosa kadar evrendeki birçok şeyi matematiksel olarak açıklarken, İslam’daki Tevhid(teklik) hakikatini ve Miraç(boyutsal yolculuk, ilim semasında yükselmek) olayını anlayanlara en anlaşılır şekilde izah eden bilimsel teoridir. * Yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarını ifade eden “Mir’aç” kavramı İslam’da Hz. Muhammed(sav)in (boyutsal) yükselerek Allah’ın huzuruna kabul edilmesi olayını anlatır. Hz. Muhammed(sav) mir’ac da, yanında Cebrail olduğu halde yükselmeye başlar. Cebrail ile birlikte bu yükseliş belirli boyutlara kadar devam eder. Cebrail(akıl) bu noktada bir parmak ucu daha ileri geçecek olursam yanarım der ve orada kalır. Çünkü bedensel algılama(akıl) üçüncü boyutta(beş duyu sınırları dışında) işlevini kaybeder. Hz. Muhammed(sav) ise bundan sonra bedensel(parçacık/madde) yapısını terk ederek tam bir iman içerisinde, teslimiyetle(Refref) bilinçsel/ruhsal(dalgasal) vasfı ile yükselişini üst boyutlara sürdürür. Vardığı boyutları görüp, tüm evreni ve boyutları her yönü ile izler (Cennet ve nimetleri – cehennem ve azapları kendisine gösterildikten) sonra Allah’a varır. Sonra miracını tamamlayarak dünyasına geri döner.Mehmet Fikri Sarıcı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here